Stajımdan İnciler - Vol. 2

    Gör(me)diğiniz gibi uzun zamandan beri yazamıyorum. Hiç mi zamanı olmaz bir insanın?!? Bu staj beni aldı götürdü! Aslında hayatım düzene girdi biraz. Aman düzene gireyim derken monoton olmasın da! Bugün Cumartesi gününün sonu, yarın Pazar. Yarın güzel olacağa benziyor. Benziyor benzemesine de, o ertesi gün yok mu o ertesi gün! Aslında güzel geçiyor günler. Bazen çok gülüyorum bazen çok sıkılıyorum. Mesela çaycımız Engin Abi beni çok güldürüyor. Yanında çalıştığım Hakan Bey’le öyle dalaşmaları var ki -tabi senelerden beri birlikte çalışınca ast-üst ilişkisi kalmıyor Ä- kendimi çoğu zaman televizyonda skeç seyreder gibi bir şekilde buluyorum. Mesela;

    Hakan Bey 9 ay kadar evli. Eşi, Hakan Bey yokken aradı ve telefona Engin Abi baktı. Eşinin nerede olduğunu sormuş olacak ki, Engin Abi “çokoprens almaya gitti” dedi. O an o kadar güldüm ki öyle cevap vermesine anlatamam. Belki çoğu kişiye komik gelmez bu ama öyle bir söyleyişi var ki. Yani ciddi bir müessesede, ciddi bir ortamda [müşteriler, telefonlar gelip giderken] bütün işleri bırakıp çokoprens almaya giden bir adam düşünsenize! Sonra Hakan Bey geldi ve eşi tekrar aradı. Eşine verdiği cevap şu: “Ne çokoprensi ya aşağı kata indim” Ç Engin Abi bunu çok yapıyor. Birisi arayınca o kişinin çokoprens almaya gittiğini söylüyor ve her seferinde onun söyleyişine çok gülüyorum.

    Bir başka konu, şu parti tanıtımları için çalınan şarkılar. Hakan Bey yanımdaki masada çalışıyor ve bütün gün ona gelen telefonları, müşterileri, dosyaları ve nicelerini seyrederken/duyarken ben yoruluyorum, ölüyorum, bitiyorum. Hatta sık sık “ben sizin sabrınıza şaşıyorum” diyorum o da “ben de şaşıyorum valla” diyor. Bütün bunlar olurken caddeden gelen çeşitli partilerin çaldığı şarkılar, bu ortama renk katıyor adeta. Hakan Bey’den gelen konuşmalar:
    “Alo efendim? Evet o tarihte elinizde olacak. Rica ederim. İyi günler. [Telefonu kapatır] Çocuklar inanın, inanın çocuklar! [Müşteri gelir] Evet o formu aşağıya veriyorsunuz. Bir sorunuz olduğunda yardımcı oluruz tekrar. [Müşteri gider] Güzel günler göreceğiz, güneşli günler. [Telefon yine çalar] O dosyanın bir örneğini de elinizde bulundurmanız gerekiyor. [Telefonu kapatır] Motorları maviliklere süreceğiz” Ve bu böyle gider. Sonra da der ki “Üff Tuğçe nerden takıldı bu şarkı ağzıma şimdi” O kadar kafası yoğun oluyor ki, bazen öğle vakti gelince “Hakan Bey, herhangi bir iş yoksa ben öğle yemeğine çıkabilir miyim?” diye sorduğumda “çıkabilirsin tabi, sağol” demesinden de anlayabiliriz bunu. “Çıkabilirsin tabi” tamam da “sağol”? ^) Herhalde çıkmak için izin aldığım için sağol demişti. Gerçekten de çalıştığım yerde beni en çok anlayan iki kişiden biri o. Benden bir şey isterken “zahmet olmazsa”, “seni de yoruyoruz ama”, “işin yoksa şunu yapabilir misin varsa ben yaparım sorun değil”; ben bir şey yaptıktan sonra da “teşekkür ederim”, “ellerine sağlık sağol”, “ya zahmet oldu sana da” diyen bir insan. Normalde hiçbirini beklemezsin bir yönetmenden. Öğrenim görmüş bir insan yönetmen olabilir ama bu sözleri söylemek için aynı zamanda eğitimli de olmak gerekir. Keşke her öğrenim görmüş insan aynı zamanda eğitimli de olsa! O zaman “okumuş cahil” dediğimiz insanlar azalır belki…

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.