Hapis Ruhum
Ruhum içimde en kuytu köşeye çekilmiş kan kaybediyor. Kimsenin haberi yok, nasıl olsun ki. Kan diye akıttığı belli belirsiz bir duman sadece. 21 gramlık ruhumun akıttığı kan ne kadar olabilir ki?
Kimden yardım istesin ki karanlığın içinde bir köşeye sinmiş toz bulutu? Sesi yok, elleri yok, yüzü bile yok kimsenin hafızasında kayıtlı. Aynada görüntüsü yok, görünmeyen kahraman o, şu noktada kendine yardım edecek bir başka kahramana ihtiyaç duyduğu halde çalıştırabileceği bir acil durum alarmı bile olmayan. Ne yapsın nereye gitsin birkaç metrekarelik vücudumun hacmi dâhilindeki sınırlar içersinde?
Nasıl kurtulsun ki bu müebbet hapsinden ben yaşadığım sürece. Baktı ben akıtmıyorum kırmızı kanımı o akıtıyor işte bir ümit içinde kurtluma hayali. Ruhum kan kaybediyor ama akan kan da hapis içimde yeni fark ediyor. Sonu olmayan bir döngü bu aslında kan, duman, sis, toz, ruh ölür, dirilir form değiştirir ama hep içimde hapistir. Yaşayan ben midir o mu bilinmez.
Ruhum düşünebiliyor beyni olmasa da ama bana söz geçiremiyor. Sinirlendiğinde vücudumun iç çeperlerine saldırıyor, parçalıyor, kanatıyor ancak o zaman duyurabiliyor sesini, olmayan sesini olmayan elleriyle parçaladığı iç çeperlerimle.
Bazen midemde salgılanıp da kendi kendini eriten asit oluyor, bazen kalp kapakçıklarıma yerleşmiş bir ağırlık kanımı yavaşlatan, akışını durduran, kalbimi sıkıştıran. Çörekleniyor bir yerlere, ne yapsın tek umudu, ben, onu sürekli göz ardı ederken? En yakınında ama belki de en uzağındaki bu beden kurtaramıyor onu içimdeki müebbet hapisten. Af yok, iyi halden azat etmek yok. Anladım ki benim adaletim çok daha katı dünyadakinden. Öyleyse öldür bütün umutlarını, ben yaşadıkça bitmeyecek bu hapis içimdeki ruhum…
18.11.06/Şile